26 Ocak 2013 Cumartesi

1,5 YILIN ÖZETİ

Tekrardan merhabalar efenim.
Bloğu açalı neredeyse 1,5 yıl olmuş. Bir özentiyle, biraz da işyerindeki boş vaktimin çok olmasından dolayı bir heves açmıştım. Düzenli olarak günlük tutanlara, blog yazanlara hayranım zaten. Ama ben beceremiyorum. Düzenli olarak  ilaç bile kullanamam mesela. Mutlaka arada aksatırım. Şimdi de oğlumun ilacını verirken aynı sıkıntıyı yaşıyorum..Arada unutuyorum.
Evet. Geçen 1,5 yıl içinde bir oğlum oldu. Başka birsürü şey oldu.
En son Ağustos 2011 de yazmışım. Eylül 2011 de kayınpederimi kaybettik. O'nu kaybettikten sonra şöyle düşünüdüm; "Ben babalardan yana hep şanssızım." O'nu çok erken kaybettim. Oysa şimdi hayatta olsaydı belki herşey daha farklı, daha güzel olabilirdi. Mekanı cennet olsun.
Aralık 2011 de hamile olduğumu öğrendim. Kayınpederimin rahatsızlığını ve durumunun ciddi olduğunu öğrenince bebek yapmaya karar vermiştik. Ölmeden adamcağız torun görsün istedik ama olmadı kısmet değilmiş.
Fiziksel olarak çok rahat bir hamilelik geçirdim. Oğlum beni hiç üzmedi. Yalnız ruhsal olarak tam bir hayal kırıklıkları yaşadım. Maalesef babası oğlu kadar düşünceli ve duyarlı değildi. Hem de hiç değildi.Annesi dışarda oğlu içerde çok yıprandık. Ama çok şükürki sağ salim kucağıma aldım O'nu. Anne karnını çok sevmiş olacakki gelmek bilmedi bir türlü sıpa. 1 hafta geç doğum yaptım. Çok zor oldu ama oldu. 3800 gram 51 cm nurtopu gibiydi. Onun karnımdan çıktığı anı bir de kucağıma aldığım anı hiç unutmam. " Hayatta yaptığım en güzel şey bu bebek sanırım." dedim. Arkasından lohusalık sendromu geldi tabi. O da zor bi süreçti. Biraz da şanssızlıklar yakamı bırakmıyordu. Seçimlerimin ne kadar yanlış olduğunu o zamanlar daha iyi anlıyordum. Neyse çok acitasyona bağlamayalım...

Zamanla santim santim, gram gram büyüdü yavrum. Gürbüz bir bebek oldu. Kayınvalidem 13 gün kaldı yanımda. Ankara'ya döndü kızının yanına. Bababmız da işe gidince ana oğul başbaşa kalıyorduk. Birbirimizi tanıyıp alışıyorduk. Artık onu tek başıma yıkayabiliyordum.Tek başıma doktora, anneannesine götürebiliyordum. Muhteşem ikili olmuştuk.
3,5 aylık olduğunda doğum iznim bitmişti. Artık işe başlamam gerekiyordu. Babaannemiz Ankara'dan yanımıza geldi tekrar. Oğluma O bakacaktı. İçim hiç rahat değildi. Kendimden başka hiç kimseye güvenemiyordum. Kuzuma kimsenin benim gibi bakamayacağı düşüncesi beni kahretti günlerce. Ama mecburen başladım işe. Çünkü artık daha çok paraya ihtiyacımız vardı. İlk günüm bitmek bilmemişti. Oğlum için de zor geçmiş olacak ki, ilk günler  akşam eve geldiğimde onu çok değişik buluyordum. Neşesiz, halsiz, uyuşmuş gibi geliyordu bana. Zamanla ikimiz de alıştık. Ama hep kızarak, isyan ederek gittim işe. Şartlara isyan ettim.
Günler birbirini kovaladı. Ben üstüme daha fazla sorumluluk aldıkça sanki kocam daha da rahat bir adam oluyordu. Ben alttan aldıkça hep daha fazlasını istiyordu. Kavgayla, gürültüyle, monoton geçen siyah beyaz bir ev hayatı. Evin tek rengi minik kuzumdu. Artık bütün gücümü ondan alıyorum.
Şimdi 6 aylık olmak üzere.Her gün yeni birşey keşfediyorum O'nda. Değişik sesler, değişik mimikler, değişik hareketler. O'nunla birlikte  ben de büyüyorum sanki.
Tek dileğim sağlıklı, mutlu ve tabiki doymuş bir çocuk olması. Evet DOYMUŞ... Hiçbirşey içinde  ukde kalmasın. Sevgiye, ilgiye, şefkate doysun istiyorum. Yarım kalmasın hiçbirşey. Allah'tan tek dileğim bu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder